3 Şubat 2013 Pazar

Deniz

Kimseye anlatamadıklarımı geceleri sana anlatıyorum uykumda.
Nasılsa yargılayamazsın. Yapabilseydin bile yapmazdın hem.
Uludağ'da hep aklımdaydın, bir keresinde burnunu kırmıştın çünkü orada.
Keşke kendine verdiğin zarar kırık burnunla kalsaydı. Keşke Abant Parke'nin oradaki ağacı yerinden söken araba senin kullandığın olmasaydı.
Kısacası yine diyorum, keşke burada olsaydın.

Seni çok özlüyorum ve kime nasıl ne anlatılır bilmiyorum. İnsanlar anneleri babaları için üzülüyor, ben her yerde hala seni görüyorum. Bir şey yap, uykuma gel sabahıma gel ama gel, bir konuşalım. İçimi açmadan ilerleyemeyeceğim daha.

10 Ocak 2013 Perşembe

Boğaziçi'nin beyazı

Kar ve Boğaziçi kelimeleri bende ne uyandırsın, heryerin karla kaplandığı bir Ocak günü Hisarüstü'nde kalmış, yokuşlardan 5 kere düşerek tırmanıp okula varmış ve proficiency'e girmiş bir kız imgesi. Ben. Çirkin Kuzey Kampüs'ü bile güzelleştiren bembeyaz pamuk. New Hall binası. Otobüs durağınıın oradaki geniş bahçeli evin önündeki peyzaj harikası ağaç. (unutmayıp Kaan'a sormalı o ağacın adını.)

4 sene. Boğaziçi öğrencisi olduğum 4 sene. İstanbul'a kar yağan 4 kış. Karda okul çevresinde olduğum oran 3/4. Kendi zekamdan şüphe duyma sebebim, Güney Kampüs'e hiç inmememiş olmam bu 3 senede. Bugün işletme finalim orada olmasaydı inmeyecektim de yine. Mecburiyetten indim güneye, hayranlıkla, mutlulukla ağlayacak haldeydim en son.

Umrumda değil, bütün laflarımı da yutarım, koyacağım bir sürü fotoğraf. Çünkü tekrar ediyorum, ben hayatımda böyle güzel bir şey görmedim. Annemin yemekleriydi, anneannemin  ninnisi, babamın sarılması, kardeşimi öpmek, sevgilime kavuşmak, en yakın arkadaşın omzunda ağlamak, istediğim liseyi kazanmak, martı olmaktı. Bütün mutluluklarımdı. Manzara, Kennedy Lodge özellikle, kalbim bir ara kendi kendine dolaştı oralarda, hatırlamıyorum ne gördü ne hatırladı.

Doğa ana bana kıyak geçti bugün. Boğaz'ın en beyaz mavisini, Boğaz'ın en güzel noktasından izletti. Dünyada kötü kimse yoktu, kötü hiç bir şey yoktu. Ölüm yoktu ayrılık yoktu finaller de yoktu. Beyaz koku vardı, pamuk mutluluk vardı, sımsıcak buz vardı. Kalp dolusu heyecan, kalbe sığmayacak coşku vardı. Kendimi bir yerlere bırakıp karlar okulu terkedene kadar orda kalmak istedim. 

Ayaklarım çok üşüdü ama. Ellerim ve burnum da. Ben hep çok üşürüm zaten. Üşümesem ne güzel, sabaha kadar izlerdim bu hayatım boyunca hafızamda saklayacağım manzarayı. Olsun. Bazen memnuniyetsizliğimi tatminsizliğimi yaşatmayacak şeyler oluyor işte. Bugün onlardan biri mesela.

5 Ocak 2013 Cumartesi

eski

Ayvalık'ta bir masa, karşılıklı oturmuş ağlıyoruz. Kaybettiğimiz birinden bahsediyoruz önce, hayata veda edenlerden. Sonra hayatımızda olup mutsuz olanları anlatıyoruz. Mutsuzluklarına ağlıyoruz bir süre de. Bir de kedi var ayağımızın altında, arada itiyorum rahatsız ediyor çünkü beni.

Cunda'da bir iskele. Yanyana oturmuş şarap içiyoruz. Gitar çalıyor ben de iğrenç sesimi umursamadan eşlik ediyorum. Yakamozların gerçek hikayesini öğreniyorum sonra.

Çataltepe'nin en tepesinde güneşin doğuşunu izliyoruz. "İki Parça Can" eşlik ediyor ruhlarımıza, bu sefer huzurdan, mutluluktan ağlıyoruz. 

Bir şömine var gözlerimin önünde, durmadan odun attığım üstüne. Dünyanın en mutlu bahçesine açılan beyaz bir kapı var önümde. Olmam gereken yüzlerce yer varken oradayım ben. Kapıdan çıktığım an mutluluğa adım atıyorum, geri adım atarsam oranın adı huzur. Parlıyoruz. Açamıyorum gözlerimi bitecek korkusuyla çünkü bitecek, biliyorum. Şelaleden akan su değiliz ki biz sonsuz olalım. Ya da her sabah inatla doğan güneş değiliz. Mevsim bile değiliz, gidip gidip geri gelemiyoruz. Çok sevdiğimiz bir şarkıyız biz. Hevesle, onlarca kez arka arkaya dinleyebiliyoruz önce. Seyrekleşiyor sonra. Sesini kısmaya başlıyoruz artık. Bir de eskisi gibi ona odaklanmıyoruz çalmaya başladığında. Fonda onu dinlemek güzel ama, bir elimizde telefon, bir yandan televizyon açık olsa da sorun değil şimdi.. Ve en sonunda başlıyor "geç" tuşuna basmalar. Daha güzel bir şarkı olduğundan değil, artık o şarkıyı sevmediğinden de değil. Nasılsa fonda hep çalacak diye belki, geç diyebiliyor ellerimiz. Ve şarkımızın boynu bükülüyor artık.Çalmak istemiyor, kırık kırık çalıyor arkada ama onun kırıldığının farkında değiliz biz. Şarkı işte, seviyoruz da onu, çalsın. Ya çalmazsa, demiyoruz.. Demeliyiz ama, demiyoruz işte dikkat etmiyoruz yeterince. Hep yeterince dikkat etmemekten kaybetmedik mi? Ettik. Ama bu sefer kaybetmeyeceğimizden o kadar emindik ki, kaybedebileceğimiz ihtimalini düşünmedik bile. Bu yüzden şarkımız çalmayı bıraktığında nereye savrulacağımız, ne hale düşeceğimiz, şarkıyı duymadan nasıl yaşayabileceğimiz belli değil. Değil işte.


31 Aralık 2012 Pazartesi

2012

başlamadan not: 2011 yazımı okudum az önce. her yıl iyi kötü bir konsept içinde yazıyorum yıl değerlendirmesi yazılarımı, geçen sene ay ay ayırmışım. bu yıl neyle, kimle başladı, neyle kimle bitiyor gibi bir konsept seçtim saniyeler içinde. bakalım, nasıl olacak..



  Denizsiz başlayan ve yine onsuz biten ilk yıl 2012. Kötü bir başlangıç gibi görünebilir yıl değerlendirmesi için, fakat değil. Kabullenmeye başlıyorum yavaş yavaş. Hala arkadan ona benzettiğim birini görünce milisaniyeler için kalbim yerinden çıkmayı deniyor ama, o da alıştı artık daha çabuk oturuyor geri. Yeni yıla yine ona iyi seneler dileyemeden giriyorum ama, bu değişmedi..

  Akın Sokak'taki bu yeni yuvada başlayıp bitiyor yine bu sene. Değişmeyen şeylerden. Uzuun bir süre de değişmeyecek gibi.

  Çok sevdiğim bir Kaansız başladı, onsuz bitiyor. Çok sevdiğim bir başka Kaanlı başladı, onunla bitiyor. İlginç değil mi, birisi için uzun süredir hiç yokum ben, birisi içinse uzun süredir varım. Sarhoşken bunu düşünürsem şizofrenik hareketler sergilerim, o kadar ilginç bence.

  Red Bullsuz başladı 2012, sonlarına doğru hayatıma girdi kendileri, iyi ki girdi, umarım 2013ü de birlikte karşılarız kendileriyle. 

  Yapım, kafam, duygusallığım ya da düşünce seviyem fazla değişmedi, yaşım bir tık yukarı atmış olsa da, geçen sene yine aynı koltukta oturup yazan kıza uzak hissedecek kadar büyümemişim demek. İstek, arzu, hayallerimde yine çok değişiklik yok, hala en büyük arzum uçmak.

 Finallerde bir sıkıntı olmazsa önümüzdeki günlerde, senior olarak bitiriyorum 2012yi, öyle başlamamıştım oysa.. Yani artık Boğaziçi maceramızın da sonuna geliyoruz yavaştan.. Can acıtan yeni bir şey bulduk kendimize. Ama Boğaziçili olarak girdiğim yıldan yine Boğaziçili olarak çıkıyorum.

  Sena için söylediklerim geçen seneden bugüne değişmedi. Onun rengi de değişmedi şükür. 2012 onunla başladı, onunla bitiyor gene. +Can'ı var ama, iyi ki de var sıpa. Cansız başlayan 2012 hem Sena'ya, hem bize Can kattı. Hadi kelime oyunum eksik olmasın.

  İsimleri çok önemli değil, 2012ye başlarken "olmayanlar"sız bitiyor yine yıl. Tutarlılığımı görüp mutlu oluyorum aslında, eskisi gibi dengesiz değilim, daha az dengesizim diyelim en azından, yoksa hala 3 haziran doğumlu olmanın getirdikleri mevcut yani.

  Uzun yıllardır görmediğim amcamın kaybı var 2012nin sonuna doğru yine. Görmüyordum belki ama, hayattaydı bu yıla başlarken, şimdi hayatta değil. Ne farketti denilebilir.. Ama farketti.

  Bir de 2012 başlarken hayatımda olan bir sevgilim vardı. Sevgilim diyorum çünkü çok benzer durumlar ayrılık evreleri. Neyse kıssadan hisse, bir önceki maddeden ve babamın ricasından sebep bir motivasyon ile sigarayı bıraktım. 23 Kasım'da son sigaramı içtim, o günden beri içmiyorum, yani bu yıl biterken yok eski sevgilim.

  Geçen sene yazdan daha ilginç bir yaz oldu bu sene, staj, üstüne sakin bir Cunda tatili, yine sakin, huzurlu bir Bozcaada gezisi. Yaş almak. Yazları kıyasladığımda yaşlanmış hissettim bir an. Bir tarafta 2011 Amsterdam'ı varken.. 

  Galatasaray'ım ile ilgili, bu yıl başlarken de elimde kombinem her maça gitmeye çalışıyordum, yıl biterken de aynı fakat, bu sene aslanlarım Şampiyonlar Ligi'nde de heyecanlandırıyor bizi, her seferinde birbirinden güzel koreografilerle tüyleri diken diken ediyorlar, iyi ki varlar, iyi ki Galatasaraylıyım, iyi ki.

    Damla'nın Barselona'ya gideceği bu yılın başında belliydi, ama şimdi gidişine 5 gün kaldı. Bizim de Ela ile yanına gitmemize bir buçuk yıl vardı, şimdi sayılı ay. Zaman 2012'de de çok hızlı geçti.

  Volkan bekardı 2012ye girerken, şimdi evli. İyi mok mu yedi evlenmekle bilmiyorum. Dilara ve Büşra hala bekar, Gökhan nişanlı, eski mahallem hiç eski değil, hala evim orası, onlar hala komşularım, yanılmadığım bir konu daha.

  Çağrı ve Berke de damga vurdu 2012'me. Ender yerini sağlamlaştırdı. Her zaman erkeklerin kızlardan daha iyi arkadaşlar olduğu gerçeği bam bam vurdu suratımıza. 

  Kings of Convenience ziyafetini 2012'de yaşadık, IAMX performansını, Morrissey efsanesini, Oh Land mucizesini.. Kaan ile paylaşılan anların büyüleri en çok buralarda ortaya çıkıyor, müzik aramızdaki her farkı yok ediyor, aynı anda aynı sesle sarhoş olan şansılardanız.

   Bilemiyorum neler eksik, neler fazla bu maddelerde. Bildiğim, 2012 en azından 2011'den daha iyi bir yıldı. Daha az acı vardı içinde, barındırdığı mutluluk daha fazla olmasa da. Teyze oldum bir çeşit, dünya tatlısı bir köpek katıldı ailemize. Çalışan arkadaşlarımı görememekten yakınmaya alıştım, Anadolu-Avrupa arasında bölünen yaşamıma alıştım, her istediğimde İzmir'de olamamaya da alıştım. Alkole biraz fazla alıştım galiba, bu konuda da çalışmalara başlayacağım umarım yakın zamanda. Hatalar yaptım, hatalar yapılmasını izledim, ne zaman olmuyor ki bu. Önemli olan hatalarımızdan ders alıp tekrarlamamak falan gibi klişelere gerek yok, her hata hatadır o kadar. En önemlisi, hiç bir şey "ben"den önemli değil bunu kabul etmek, beni üzemez kimse, diyebilmek. Güzelim annelerimizin bizi elin herifi elin karısı üzsün diye doğurmadığını hatırlayabilmek. Bizi mutlu eden güzel insanların yanında, bizi mutlu eden güzel işlerin içinde olabilmek. Elimden geldiğince buna özen gösterdim geçtiğimiz yılda, yer yer başardım yer yer yapamadım tabii. 2013'e yaklaştığımız şu saatlerde önümüzdeki yıl için kendime bu hedefi koyabilirim ancak, kimsenin seni üzmesine izin verme, sana değersiz hissettiren herkesten, her yerden anında kaç, senden değerlisi yok unutma, diyebilirim kendime. En büyük şansım, annem babam ve kardeşimken, onlara hakettiklerini sonuna kadar vermeye uğraş, diyebilirim. 

  Eksik varsa, dolar nasılsa zamanla. Şimdilik bu kadar. Yeni yıl hepimize mutluluk getirsin. Bizden güzeli yok.. 

  

  

  

29 Aralık 2012 Cumartesi

veda

bugün bir kez daha yüzüme vurduğu için belirtmeden geçemedim.

ben veda etmekten baya baya korkuyorum. hazırlıklı olduğum vedanın edilmesinden de, hazırlıksız yakalandığım vedalardan da. çekiniyorum, istemiyorum o anları yaşamak.

edemediğim vedalar en kötüsü. o yüzden korksam bile edebildiklerime şükretmem gerek, başlar başlamaz susmak istedim zaten. bugün sinirler biraz bozuk, hormonlar talking, kusuruma bakmazsınız.

21 Aralık 2012 Cuma

sevgili günlük

Sevgili Günlük, biliyorum artık 10 yaşında olmadığımı, hiç bana öyle bakma.

Yazım hatası yapmayacağım, böylece günlüğümü biri bulursa en büyük korkum noktalamalarımla dalga geçilmesi olmayacak, onu seviyorum bundan hoşlanıyorum da yazmayacağım, artık yüzlerine söylüyorum.

Bugün sana biraz kendime kızmalarımı anlatayım diyorum. Hani bazen bana sinirli biri olduğumu söylüyorlar, ne bu agresiflik falan diyorlar ya, onlara daha iyi bir cevap verebilmek için seninle bir prova yapalım dedim, hazır mısın? Muhtemelen değilsindir, ben de hiç hazır değilim ama şurada biz bize değil miyiz? (Annem okuyor mudur yazdıklarımı sahi?)


Bazı şeylere tahammülüm olmadığını zaten biliyoruz, onu sorgulamayalım. Hayalkırıklığı konusunu ele alabiliriz bak, o konu yeni. Hani birileri beni hayalkırıklığına uğrattığındaki tavrım bence ele alınası. Ne var yani, seni düşünmesini beklediğin, duyarlı olması gerektiğini düşündüğün biri hayal ettiğin yönde davranmamışsa? Alnında mı yazıyor ne hissettiğin, ne istediğin? Hayır. Peki bu özeleştiriden sonra bir de karşıdakileri eleştirelim o zaman, dertleşemeyecek miyiz günlüğümüzle. Alnımda yazmadığını keşfettiğimde söylemeye başlamadım mı ben, bunu bunu istiyorum senden diye? Başladım. Yeterince değerliysem söylediğim kişi için, beklentim uzay değilse, benim için bir şeyler yapabilir değil mi, benim için çok önemli olan minik şeyler? Yapmalı. Yapmıyorsa?.. Değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm sevgili günlük, bir şans daha ver. Sonra? Bir tane daha mı? Aynen. Nereye kadar? Kredisini tüketene kadar. Ne zaman tüketir kredisini? Bu ona bağlı evet. Rahatlamadım ama ben. İstemiyorum ben krediler tükensin. Of günlük, iyi gelmedin bu konuda, konu değişikliği?

Bak sana ne anlatmadım günlükcüğüm, sevimsiz konulardan uzaklaşalım bence değmez burada oturmuş alkolsüz bir şekilde kendimi hırpaladığıma, sevimli konular gelsin. Esra aradı geçen gün beni, çok mutsuzdum bir türlü uyanamıyordum o sabah. Yatakta ufflayarak açtım telefonu, sesi içimi açtı salağın. Seviyorum o kızı biliyorsun, sırf Kaan'ın müstakbel yengesi diye değil, pırlanta gibi diye, hep gülüyor diye, içten ve hiç yapmacık değil diye. Sımsıkı sarılıyor, "nasılsın?" diye sorarken endişeli gözleri gerçeği söylüyor diye. Sonra klasik 45 dakika falan konuştuk, güldük güldük güldük. Düğüne az kaldı günlük, asıl haber buydu. Evleniyorlar artık. Düşünsene, prenses gibi giyinmemiz lazım o gece, çok gezmem lazım elbise için, çirkin olamam anneanneleri zar zor beğendi "kara kız"ı. Bir de Esra tutturdu, nedimesi gibi olacakmışım. Beni her detayımla bildiğinden, sırtı olduğu gibi açık bir elbise konusunda ısrarcı. E,doğru doğru da, Marmara'nın küçük bir köyünün halkı beni dışlamasın sonra? Bunu sorduğumda güldü ve ısrarına devam etti, eh Esracığımı kırmayacağım elbet. Heyecanlandırıyor bu düğün fikri beni, çok sevdiğim iki kişinin hayatlarını birleştirecek olması fikri daha doğrusu. Çok mutlu olmaları için içten ama çok içten oturup dileyecek olmak da heyecanlandırıyor beni, buradan başka bir konuya geçiyorum.

Mutluluk ilginç kavram günlük. Ağlıyorsan mesela, mutlaka birileri gelir yanına ne oldu der, destek olur, üzülme der ne bileyim. Çoğu içten de olur. Hep konuşulan "kötü gün dostu"nun geçmişte kaldığına inanıyorum ben. Çünkü kötü gününde yanında olmak değil bence dostluk tek başına. Başarısını, mutluluğunu yürekten dileyebilmek dostluk. Her anında içten, her anında gönülden destek olabilmek dostluk. Düşünsene, başarına burun kıvıran ama ağlarken gözyaşını silen bir dost? İmkansız geliyor günlük. Mutluluk paylaşılamıyorsa, ne yapayım sade üzüntülerin paylaşıldığı ağlak ortamları? "Dertleşmek" diyoruz sık sık, arada "neşelensek" ya birlikte? Güzel anlarda elele tutuşsak ya, genelde yapamıyoruz bunu bir saçma çoğunluk.


Sana bugün daha çok yazardım ama, bayadır beklediğim bir şey izleyeceğim şimdi, heyecandan aklımı sana veremiyorum. Ama sana uzun uzun yazacağım söz, yeter ki geçen gün çok soğukta kalıp boğazımı şişirene kadar yürüdüğümü anneme söyleme. Bazı şeyleri sadece seninle paylaşıyorum laf aramızda. Görüşürüüüz.

18 Aralık 2012 Salı

söyleyemediğim

ilk kez yazmaya başladım, sildim, bir daha başladım, bir daha sildim. 
neden bilmiyorum, söyleyemedim.